Yasin Aktay Suudileri neden bu kadar övüyor

Kendi gibi inanmayan Müslümanları bile makbul Müslüman olarak tanımlamayan Suudi Arabistan’a, iktidar kanadından getirilen övgülerin ardı arkası kesilmiyor...

Yasin Aktay Suudileri neden bu kadar övüyor

İslam Peygamberinin ölümünden yaklaşık 200 yıl sonra oluşturulan ve adına “İslam hukuku” denilen fıkıh anlayışını en despot haliyle uygulayan ve kendi gibi inanmayan Müslümanları bile makbul Müslüman olarak tanımlamayan Suudi Arabistan’a, iktidar kanadından getirilen övgülerin ardı arkası kesilmiyor. Bu övgülerden biri geçen günlerde bir köşe yazısı vesilesiyle dile getirildi. Buna göre 15 Temmuz günü Suudi Arabistan’da herkes Türkiyeli olmuştu; dahası o gün gerek Kabe’de gerekse de Peygamberin kabrinde Türkiye için çokça dua edilmişti. Bu durumu bizzat Suudili kimselerden duyan yazarımız ise oldukça duygulanmıştır. Bu noktada yazarımız kendini tutamaz ve yazısında şöyle seslenir onlara “adeta iki devlet bir millet olmuştuk.”

Yazar’ın ilgili yazısında aktardığı en çarpıcı husus ise geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan’da bir Emirin idam edilmesi üzerinde yazdıkları ile ilgili satırlar olmuş. Öyle ki yazar bu durumu yargı bağımsızlığı üzerinden “hanedana” güç kazandıran bir gelişme olarak görüyor ve akabinde Suudilerin, yargı bağımsızlığı bağlamında, bu örnekten yola çıkarak gururlanmalarının haklı olduğunu ifade ediyor.

EN BAĞNAZ DİN YORUMLARI

1730’lardan itibaren en bağnaz din yorumlarından biri olan Vahhabiliği mezhep edinen ve 1932’den itibaren ise krallıkla yönetilen bu ülkeyi öven kişi İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan yardımcısı ve AK Parti sözcüsü Yasin Aktay. Parti sözcüleri, siyasi yapıların kitlelerle buluştuğu yüzü, çehresi ve aklı ise karşımıza çıkan bu dilin, özgürlükçü inanç anlayışı ile seküler ve laik ve düşünceyle ve nihai olarak insan merkezli düşünce akımlarıyla hiçbir bağ kuramayacağı aşikârdır. Diğer taraftan Aktay’ın ifade ettiği “iki devlet tek millet” tanımlaması da, O’nun nazarında yaşadığı Suudi aşkını göstermekle birlikte oldukça talihsiz bir ifadedir, zira örtük bir biçimde Suudi Devleti’ni öven bu ifadelere “millet nezdinde meşruiyet katmak” kabul edilecek bir durum değildir.

SERMAYE DİKTATÖRLÜĞÜ

Niye mi? Çünkü Suudi Arabistan bağnaz bir sermaye diktatörlüğü vardır. Ve dolayısıyla bu ülke ile hiçbir biçimde ne millet olarak ne de devlet olarak yan yana gelemeyiz biz. Üstelik Aktay bu cümleleri “İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı” sıfatıyla yapıyor. Emir’i idam etmeleri Suudi Arabistan’da var olan “yargı bağımsızlığının” bir göstergesiymiş de, bunun için Suudluların gururlanmaları onların hakkıymış; akıl almıyor ama bu sözlerle karşımıza çıkıyor Yasin Aktay. Oysa Aktay’ın da bildiği üzere Suudi Arabistan’da bir defa insanlığın ulaştığı düzeyde ne yargı sistemi vardır ne de onu felsefesi ile besleyen bir yargı anlayışı vardır. Bu ülkede yargı denilen kurallar bin yıldan daha fazla bir süre önce oluşturulan Hanbeli Hukuk anlayışa göre belirlenir. Hanbeli mezhebine göre ise zina, dinden dönme, homoseksülelik, Peygambere ya da Allaha yöneltilen eleştirilerin cezası idamdır; benzer biçimde cinayet gibi suçlar için de idam cezası öngörülür; alkol kullanımı, eşcinsellik, zina iftirası, hırsızlık, soygun gibi suçların cezası ise onlarca kırbaç veya el ya da ayak kesmedir. Dahası bu mezhebe göre namaz kılmayanlar bile öldürülür. Şimdi sormak gerekiyor bu cezalar herkese “eşit” uygulanıyor diye Suudilerin yaşattığı bu vahşeti kabul mü edelim? Sırf Emir’e de uygulandı diye söz konusu teokratik zihniyeti övmemiz, onları adeta tebrik mi etmemiz gerekiyor? Ayrıca “İnsan Hakları” anlayışı bağlamında bu inanç/siyaset olgusu nereye oturuyor ki, sorumlu makamda olan biri olarak Aktay, rejimin bu “suçlarına” yönelik en ufak bir eleştiri de bile bulunmuyor.

Hatırlanacağı üzere Suriye İşgalinin gerekçelerinden biri de anılan ülkenin demokratik bir anlayışla yönetilmediği bahanesiydi. Üstelik bu bahaneyi üretenlerden biri de Suudi Arabistan’dı. Egemen güçlerle işgal cephesinin en önünde yer alan bu ülkede Kral, yasama, yürütüme ve yargının da bir diğer adıdır adeta. Çünkü Suudi Arabistan’da kralın yasama ile ilgili yetkileri vardır, ayrıca devlet idaresinden, hukukun işleyişi ve uygulanışından da Bakanlar kurulu ile birlikte Kral sorumludur.

Aynı zamanda bir akademisyen de olan Yasin Aktay işte böylesi bir rejim karşısında duygulanıyor; Suudlularla bizi “tek millet” olarak görüyor. Oysa Sayın Aktay biraz daha yakından bakmış olsa Türkiye halkının büyük bir bölümünün onlarla aynı milletten olamayacağını görürdü. Bu durum gerek inanç anlayışı bağlamında gerekse de siyasi ve felsefi düzlemde böyledir. Örneğin tartışması bir tarafa Suudi Arabistan’da tarikat ve cemaatler yasaktır; Türkiye’de ise tarikat ve cemaatlerin geldiği boyut ise ortadadır. Bir parantez açarak ifade etmek gerekirse, söz konusu yapılardan yüksek oranda bir oy alan partinin sözcüsünün kendisini onlarla tek millet olarak ifade etmesi ise ayrı bir ironidir. Politik tarihimize ise hiç girmeyelim bizim devlet olarak kuruluşumuz bile emperyalizme karşı verilen savaşla mümkün olmuştur oysa Suudi Arabistan emperyalizmin bağnaz çocuğudur. Bizim tarihimizde kadına verilen büyük haklar vardır; hatta bu konuda dünyanın öncü ülkelerinden biriyizdir biz. Oysa Suudi Arabistan’ın referans aldığı Hanbeli ve dahi İslam fıkhında kız çocukları için nikah söz konusu olduğunda yaş şartı bile aranmaz, evlilik için ise ergenlik çağına girmesi yeterlidir. Yine bu fıkha göre bir baba kızını zorla evlendirebilir. Suudi Arabistan tarihinde misyar nikahı diye kadının adeta “cinsel obje” konumuna indirgediği bir nikah türü vardır, kadınlar bu ülkede 22 yaşından sonra üstelik baba, eş ya da erkek kardeşlerinden izin alarak kimlik alabilirler. Oysa bizim tarihimizde eksikleri olmakla kadın hakları da Suudi Arabistan’dan kat kat ileridedir.

15 TEMMUZ'UN KÖKENİNDE BU ANLAYIŞLAR YATIYOR

Yazıyı bitirirken şu noktanın altını bir kez daha çizelim ki bizim Suudi Arabistan’la “bir millet” olmak gibi bir düşüncemiz kati surette söz konusu olamaz. Velev ki onlar 15 Temmuz gecesi yanımızda olsun, ya da bize dua etsin. Çünkü 15 temmuz vari kanlı kalkışmaların kökeninde de bağnaz, iktidar odaklı selefi/vahhabi din yorumu ve bu yorumun türevinde hareket eden anlayışlar yatmaktadır. Hele hele emirlerini idam ettiler diye onların adalet anlayışını “bağımsız” diye telakki etmek onların “gururlanmalarını” onaylamak kabul edilecek türden ifadeler değildir. Din kisvesi altında bağnaz bir tiranlıkla yönetilen bir ülkenin yaşadığı sefaleti görmemezlikten gelmektir bu. Suudi Arabistan’ın gerçek yüzünü görmek isteyenler ya da bu rejimle yüzleşmek isteyenler ise önce kendilerine şu soruyu sormalıdırlar: IŞİD ile Suudi Arabistan rejimi arasında ne fark vardır? Bu soruya siyasi, itikadi ve fıkhi açıdan tam bir dürüstlükle yanıt verilirse o zaman neden bizim onlarla hiçbir zaman övünemeyeceğimiz ya da bir millet olamayacağımız kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Aydın Tonga

Odatv.com

aydın arşiv