Halife despotizmine gidişte son düzlükteyiz; artık şakası kalmadı!..*** Başkanlık Sistemi” adı altında despot bir “NEO-HALİFELİK” rejimi oluşturulmasına…***Başından beri kimseyle paylaşmayacakları ve kendilerine ait bir devlet yapılanmasını hedefliyorlardı. Amaçları,80 yıldır fırsat kollayan ama 80 öncesinde SİSTEMLEŞTİRİLMİŞ bir İDEOLOJİ çerçevesinde Osmanlı’ya denk düşen DESPOTİK bir padişahlık ve halifelik sistemi yaratmaktı.

turksolu.com.tr

Eser Özaltındere
30.05.2016

Dikkat edilirse piyasada dönem dönem Halife’yi sürekli “Yarı uhrevi” bir varlık olarak gösterme rüzgarı estiriliyor. Fakat burada iş bir noktadan sonra, yağlama yıkamanın da ötesinde bir algı operasyonuna dönüşüyor.Şimdi bir kere, bugün gelinen rejimin HALİFELEŞTİRİLMESİ aşamasında; Halife de dahil AKP’de başı çeken kadronun, 80 öncesi “İDEOLOJİK İSLAMΔ siyasetin KEMİK dava militanları olduğu gerçeği hiç bir zaman unutmamalıdır.

O çerçeveden bakıldığında da bunların ILIMLI “muhafazakarlık” sınırları içerisinde kalmayacakları daha baştan belliydi. Ayrıca iktidara geldiklerinde eski HATALARINI da tekrarlamayacaklar; kılık kıyafetlerinden tutun da, söylemlerine, politik tarzlarına kadar geçmişten daha farklı bir yol izleyecekler, GERÇEK YÜZLERİNİ, gündemlerini MASKELEYECEKLER ve kamuoyunu tedirgin etmeyecek, aynı zamanda da kendilerini insan haklarından ve özgürlüklerinden edilmiş MAZLUMLAR olarak göstereceklerdi. Bu konudaki akıl hocalıklarını da, başlangıçtaki ORTAKLARI ve “ILIMLI İSLAM” denilen derin projenin mimarı ABD casusu CEMAAT yapacaktı.

Öyle başlayacaklardı ama, gerçekte AMAÇLARI; ideolojileri doğrultusunda toplumu ve rejimi DÖNÜŞTÜRMEK, silahsız bir “KARŞI DEVRİM” gerçekleştirerek ÜMMETÇİ yeni bir DÜZEN kurmaktı. Önce KANKALARI Cemaat’in yargı ile polise sızmış MÜRİTLERİNİ kullanarak Atatürkçü ve Cumhuriyetçilerin devletten tasfiyesine giriştiler. İktidarlarının gücüyle KENDİ kadrolarını oluşturduktan sonra ise, Cemaat’in TEMİZLİĞİNE yöneldiler. Geçmişte “ERGENEKON”, bu defa da “PARALEL” bahanesini ileri sürerek tüm DEVLET AYGITINI ve hukuku KAYITSIZ ŞARTSIZ ele geçirme operasyonuna kilitlendiler. Cemaat’ten alacaklarını almışlardı ve kullandıktan sonra POSASINI bir kenara attılar.Aldatıldık filan diyorlar ya, hepsi palavra!

Başından beri kimseyle paylaşmayacakları ve kendilerine ait bir devlet yapılanmasını hedefliyorlardı. Amaçları,80 yıldır fırsat kollayan ama 80 öncesinde SİSTEMLEŞTİRİLMİŞ bir İDEOLOJİ çerçevesinde Osmanlı’ya denk düşen DESPOTİK bir padişahlık ve halifelik sistemi yaratmaktı.Uzatmayalım; türban, yüksek ezan sesli psikolojik harekât, din derslerinin zorunlu hâle getirilmesi, Kuran kurslarının denetimsizce serbest bırakılması, Arapça’nın seçmeli ders yapılması, eğitim sisteminin imam hatipleştirmesi, okullardaki mescit ve türban uygulamaları, yurtlarda, mahallelerde, fabrikalarda İMAMLARDAN kurulu dini danışmanlık kurumu projesi, okul öncesi sübyan mektepleri, müfredat kitaplarında şeriat değerlerinin öne çıkarılması, dağın taşın camilerle donatılarak EMEVİ DİNCİLİĞİNİN uygulanması, Dinayet’in “Çöl Arap’ının” geleneklerini İslam diye yutturması, 23 Nisan’ı unutturmak için Kut-ül Amare’lerin gündemleştirilmesi, İslam kültüründe olmayan “Kutlu Doğum Haftalarının” yaygınlaştırılması vesaire derken, sonunda en son aşamaya gelindi; “Başkanlık Sistemi” adı altında despot bir “NEO-HALİFELİK” rejimi oluşturulmasına…

Bunun içinde önemli bir ALGI seferberliğine ihtiyaç duyulmaktaydı. Halifeliğe soyunan zatın UHREVİLEŞTİRİLEREK müritleştirilmiş cahil kitlelere öyle sunulması gerekiyordu.Çünkü, onların kafeslenebilmesi için böyle bir İMAJA ihtiyaç vardı. Osmanlı’da olduğu gibi Tanrı’nın yeryüzündeki TEMSİLCİSİ “Padişah” gibi bir şeye!.. Hatırlanırsa bir ara, Reis’in Külliye’de namaz kıldırdığı danışmanlarının önünde İMAMLIK yaptığı resimleri yayınlanmıştı. Esasında bu bile, o PROPAGANDANIN küçük bir parçasıydı.  Ne diyordu kafayı yemiş uçuk; “Reis-i cumhurumuz uygun görürse onun zevcesi olabilirim.Sahabe hazretleri de cihat eden Peygamberimize zevcelerini ikram etmişlerdi…”

Burada her türlü ahlâksızlığın dışındaki diğer önemli boyut; Külliye Efendisinin, kişinin kendisini ikram edecek derecede “Peygamber” STATÜSÜNDE görülmesidir. Ona “Peygamberlik” derecesinde bir kutsallık payesinin verilmesidir. Böylesi propaganda amaçlı sunumlar yapılmalıdır ki, metafizik dünyaya kilitlenmiş kitlelerde “KULLUK” sağlanabilsin ve onları güdebilmek daha kolay olabilsin. Yine “Kadınlar Gününde” bir başka psikiyatrik vaka; KUTSANMIŞ bir varlık gibi Reis’in iki elini iki ellerinin arasına aldıktan sonra iki eliyle yüzünü sıvazlamıştı. Görüldüğü gibi hesap aynı hesap; onun kitlelere UHREVİ bir varlık olarak lanse edilmesi…Baksanıza Yasin Aktay adlı AKP milletvekiline; Hz. Muhammet için söylenen “Salavatı Şerif’i” Külliye Reisi için türküleştirmesi yetmiyormuş gibi, Meclis’te de; “Biz ona bu memleketin başına gelmiş en güzel olaylardan biri olarak,bir lider olarak Salli Alâ Muhammet deriz” diyor. Bu arada eklemede yapıyor; “Bu onu kutsadığımız anlamına gelmiyor” diye! Biz de yediydik sanki! Bal gibi de KUTSUYORSUN, hem de bilerek yapıyorsun Yasin!..Ve enteresandır, bu kişi üstelikte bir sosyoloji Prof’u! Vay anam vayyy!..Vay ki ne vay!..

Fakat bu konuda en çarpıcı örnek, “Erdoğan güzellemesi sempozyumunda” dile getirilenlerdi. Bakın burada AKP’li Mustafa Ataş neler söylemiş; “Eğer Tayyip Erdoğan olmasaydı milletimizin, mazlum milletlerin nefesi kesilecekti. Nefesi tükenmekte olan milletlere, ümmetlere nefes aldırdığı için teşekkür ediyorum. O anlatılmaz yaşanır. O bu ümmete Allah’ın bir lûtfudur.”

Görüyorsunuz değil mi, nasıl da ümmetlere NEFES VEREN Tanrı’nın bir lûtfu, KUTSÎ bir varlık noktasına yükseltiliyor. Bu TAPINMA ifadeleriyle resmen HALİFELEŞTİRİLİYOR.  Ha birde herifçioğlu bir Akitçinin söylemi var, diyor ki; “Halifelik sistemi kurulacaksa, buna ihtiyaç varsa, onun başı neden Tayyip Erdoğan olmasın…”Dikkat edin, “HALİFELİĞİ” sürekli gündemde tutuyorlar. Yine Tayyip sahabesi AKP’li Bursa Milletvekili; “Ona dokunmak ibadettir” diyerek aynı ulvileştirmeyi mesajlaştırıyor.Zaten Siirt AKP il Başkanı şaibeli Külliyenin Efendisini çoktan Halife ilan etmişti bile.Esasında o “Sahte sarayı” hayata geçirmekte bu Halifeleştirme proje ve “ALGISININ” bir parçasıydı.

Bu arada “Bardak-ı Şerif” raddesinde su içtiği bardağı saklayanları, kendisini “2. Peygamber”,”Son Osmanlı Padişahı I. Tayyip Erdoğan” ya da “Yavuz Sultan Selim” olarak “İNSAN ÜSTÜ” noktalara taşıyanları hiç saymıyorum.

Sözü gelmişken, Külliye Reisi’nin “Harp Akademilerindeki” konuşmasında dile getirdiği “Tek Komutan” ifadesi de; Halifelik, Padişahlık her neyse onunla bire bir örtüşen bir tanımdı. Artık kendisini kesinlikle o konumda “AŞKIN” bir varlık olarak görüyor. Ayrıca hatırlanırsa, epey bir süre önce gericilerin baş teorisyenlerinden yobaz entel Dilipak; “Yasaya göre hilafet kaldırılmadı. Fonksiyonları sınırlandırıldı. Bugünkü dini vakıflar ve Diyanet İşleri Başkanlığı bir kısım hizmetleri tenfiz etmekle görevlendirildi.Erdoğan Osmanlı Milletler topluluğunun üyelerine Beştepe de birer temsilcilik verecek.” anlamında çok ilginç tespitlerde bulunmuştu. Ve Halifeliğe doğru gidişat da bunu çok net bir şekilde doğruluyor.

Nitekim Padişah/Halife, “yıkıl karşımdan” edasıyla Vezir-i azam Davutyıldızı’ndan “Mühr-ü hümayunu” alıp “Cin Ali Yıldırım Paşa’ya” verebiliyor. Bu arada “Külliye Halifesi’nin” mesajı AKP kongresinde tüm “KULLAR” tarafından “ESAS DURUŞ” vaziyetinde dinleniyor. Replikasyon Halife burada da yine KUTSÎLEŞTİRİLİYOR, PUTLAŞTIRILIYOR…

http://www.turksolu.com.tr/halife-despotizmine-gidiste-son-duzlukteyiz-artik-sakasi-kalmadi/

This entry was posted in FAŞİZM, İrtica, Politika ve Gundem, YOBAZLIK - GERİCİLİK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *